X

Korona Günlükleri

Tuhaf bir zaman diliminin içerisindeyiz uzun zamandır.

Artık kendimizi anlamayı bırakıp olup bitenleri kavramaya çabalıyoruz. Felaketlerle dolu bu yıl neredeyse bitiyor. Ancak içimizdeki güvensizlik hissi biteceğe benzemiyor. Artık hepimizin kafasında ” Bu yangınlar da biterse sel felaketi olur mu?” ” Küresel ısınma ve buzulların erimesi biter de bu kez akıl almaz kasırgalar baş gösterir mi?” “Salgın biterse yeni bir hastalığa yelken açar mıyız?” korkuları adeta sol omzumuzda duran ve bize daima kötülüğü fısıldayan bir varlık gibi. Habire en kötü olanı düşünüyoruz.

Oysa eskiden öyle miydi diye düşünmeden edemiyor insan. Eskiden misal maske diye bir kullanım aracı yoktu hayatımızda. Hava kirliliğinden muzdarip olan ve maske takan Çinlileri yahut filmlerde gördüğümüz Japonları ya da Korelileri bu dünyadan değillermiş gibi algılamadık mı? Bizim için yalnızca filmlerden veya dizilerden ibaret gelen bilim kurgu bir hayatın içine balıklama atladık. Bundan aylar evvel bize birisi bir salgın olacak, ne idüğü belirsiz bir yaratığın çorbasını içen insan müsveddesi tüm dünyaya yayacak dese en iyi tabirle ağzımızla gülerdik. Hangi filmde izledin diye sorardık, belki gün içinde aklımıza bile gelmezdi. Nasıl gelsindi, mümkün değildi.

Oysa şimdi hayatımızın en büyük parçası. Bilim kurgu demek hafif kalıyor da distopya demek daha uygun geliyor. Sokağa çıkarken yüzümüzü bir maskeyle örtüyoruz. Nefesimiz, en çok bize ait olan yaşam kanalımız bile yarıya iniyor. Dahası devletlerin her zamankinden daha güçlü oldukları bir zaman diliminde, hegemonyayı daha evden çıkarken hissetmeye başlıyoruz. Görüyoruz ki her konuda olduğu gibi bu konuda da fikir ayrılıkları mevcut. Bir yanda maske yasakları, halk sağlığı için bir takım uygulamalar, diğer yandan yasaklara karşı ayaklanan halk. Haberlere pek de yansımayan İngiltere ve Almanya halk ayaklanmaları! Hem o da ne? Yüzlerce insan maskesiz sokaklarda. Pankartlarda birbirinden ilginç sloganlar. Aşı karşıtı güruhun destekleri. İsveç örneğinde sürü bağışıklığını kazanan kitlelerle ilgili grafikler ve dahası. Üstelik maskesiz, sosyal mesafesiz, aşısız.

Bir kesim hala virüs yok diyedursun kaybettiğimiz onca can, hastalığa yakalanan kişilerdeki belirti benzerlikleri ve ölüm şekilleri, yapılan onlarca bilimsel araştırma- hem de öyle belirli kaynaklar tarafından fonlanan türden değil, bu işe gönülleri koymuş bilim insanları tarafından yürütülenlerden bahsediyorum- virüsün kanlı canlı var olduğunu gösteriyor. Ancak elbette bu durum Yeni Sağ’ın tüm dünyada yükselişte olduğu zaman dilimlerinde devletlerin faşizan uygulamalarına da kucak açıyor. Bunun en büyük örneğini de Avustralya’da görmek mümkün. Protesto yürüyüşü yapmak üzere olan insanların gözaltına alındıkları, en temel haklarından birinin ihlal edildiği görülmektedir. Bir yandan dünyanın başka bir yerinde örneğin Rusya’da okullar açılırken- maskesiz ve mesafesiz- diğer yandan sokağa çıkma yasakları, insanlara verilen ve takip edilmelerini sağlayan kodlar, çip söylentileri ve dahası. Bunların arasında ruh sağlığını korumaya çalışan biz insanlar…

Peki ne yapmalı? Tüm bu bilgi kirlilikleri içerisinde akıntıya kendimizi bırakıp türlü rahatsızlıkların bünyemizde peydah olmasına izin mi vereceğiz? Elbette hayır. Hayatımıza ekleyebileceğimiz bir takım günlük rutinlerle belki bu süreci tamamen atlatamayız ancak ufak sıyrıklarla kurtulmamız mümkün olabilir.

Temizlik: Öncelikle bize bilgi kirliliği yapacak her türlü kanalı hayatımızdan çıkarmakla başlayabiliriz. Instagram, Facebook ya da Twitter’da felaket tellallığı yapan ve insanları anksiyetelere, panik ataklara sürükleyen bu insanları derhal takip listemizden çıkaralım. Böylelikle kimi zaman dinlenmemize yardımcı olan bu mecraların bizi moral bozukluklarına sürüklemesine bir dur diyebiliriz.

Düzenli beslenmek: Bu süreçte bize destek olacak belki de en önemli şeylerden biri beslenme düzenimizin sağlam olması. Gökkuşağı rengi tabaklarla bunu sağlamamız bağışıklığımızın kuvvetlenmesi bakımından oldukça önemli. Mevsim sebzeleri ve meyveleri, mevsim balıkları, serbest gezen tavuk yumurtası, güvenilir et ve taze kuruyemişler sağlıklı beslenmek isteyen ve nereden başlayacağını bilemeyenler için bir yol haritası olabilir. Bunun yanında birtakım supplementlerle vücudumuza gereken desteği verebiliriz.

Her gün şükretmek: Bunu belki bir meditasyonun ardından, belki inancınız gereği yaptığınız ritüellerden sonra yapabilirsiniz ancak şükretmek ve hayatta sahip olduklarının farkına varmanın ruh haline iyi geldiği araştırmaların sonucunda görülmektedir. Ruh ve beden bütünlüğüne sahip olmak için yapılabilecek daha kolay ve sürdürülebilir bir eylem yoktur sanırım.

Bir amaç belirlemek: Victor Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı kitabında bahsettiği logoterapiye göre, hayatta bir amacı olan insanlar hayata daha kuvvetli bağlanırlar ve hayatta kalırlar. Nazi kampında yıllarını geçiren ve oradan sağ kurtulan Frankl, orada sağ kalabilen insanların hep bir amaçlarının olduğunu yahut kampın dışında bir bekleyenlerinin olduğunu fark eder. Yine aynı şekilde Japon felsefesi olan Ikigai de aynı şeyi söyler bize. Hayatta önümüze küçük de olsa amaçlar koyarak yaşama daha bağlı hale gelebiliriz.

Yazı yazmak: Teknolojinin hayatımızın her alanına hakim olduğu böyle bir zamanda yazı yazmak kimilerinize uzak gelse de aslında zihni diri tutan ve hafızayı canlandıran bir eylemdir. Günlük tutmak hele de böyle zor zamanlarda yaşadıklarımızı algılamamıza, farketmemize ve bilinçli kalmamıza yardımcı olacaktır.

Ritüeller: Her gün düzenli meditasyon yapmak, yoga gibi vücudu çalıştıran ve kan dolaşımını hızlandıran sporlar yapmak, namaz kılmak, kitap okumak, yürüyüş yapmak zihni dinlendirdiği gibi belirli bir amaç için yaşama arzusuna destek olmaktadırlar. Rahatlayan zihniniz daha sağlıklı kararlar almanıza yardımcı olacak, kötü bir durumla karşılaştığınızda süreci sağlıklı yönetmenizi sağlayacaktır.

İyi arkadaşlar: Sevildiğinizi hissettiğiniz yer arkadaşlarınızın yanı ve aile eviniz olabilir. Bu süreçte onlardan destek alın. Yanlarına gidemiyorsanız bağlarınızı kuvvetlendirmek adına onlara hediyeler, notlar hazırlayın ve postalayın.

Yardımlaşmak: Mahallenizde ya da apartmanınızda sürekli markete gitmeye imkanı olmayan yaşlı veya hasta komşularınızın kapısını çalıp yardıma ihtiyacı olup olmadıklarını sorun. Onların yerine market alışverişlerini yapabileceğinizi teklif edin ya da çöplerini atın. Yardım ettikten sonra aslında kendinize yardım ettiğinizi fark edeceksiniz.

Son olarak sokak hayvanları ile ilgilenmenin ruhuna iyi gelmeyeceğini düşünen yoktur sanırım. Onlar için de kalan yemeklerinizi ve bir kap suyu dışarıya bırakabilirsiniz. Parklarda, yürüyüş yollarının kenarlarında onlar için bırakılan mama kaplarına siz de mama alıp bırakabilirsiniz. Özellikle kış aylarında buna daha fazla ihtiyaçları olacaktır.

3 0 0 0 0 0
YORUMLAR

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Bakan Koca: ”Milli aşıya daha yakınız”

Yazarlar
Video
Galeri
Sabah Haberi'e üye olun

Zaten üye misiniz ? Buraya tıklayarak Üye girişi sağlayabilirsiniz.

Sabah Haberi'e giriş yapın

Henüz üye değil misiniz ? Buraya tıklayarak Üye olabilirsiniz.